Bir zamanlar Katar’da ‘medya özgürlüğü’ için çalışacak bir merkez kurmuştuk..

360418
Ad
Yazıya oturmadan önce kısa bir araştırma yaptım; bizim merkez hâlâ faal, ben de hâlâ merkezin danışma kurulu üyesi olarak görünüyorum. Merkez’in ilk yöneticisi kendiliğinden ayrılmış.. ikincisi kovulmuş.. ama hâlâ uluslararası toplantılara kurum adına katılan genel müdür sıfatlı biri var..

‘Merkez’ dediğim, Katar’ın eski Emir’i (şimdiki Emir’in babası oluyor) Şeyh Hamad bin Khalifa Al Thani ile eşi Şeyha Mozah tarafından oluşturulmuş ‘Doha Center for Media Freedom’…

Körfez ülkelerinin birinin en tepe yöneticisi, bölge ülkelerinde basının özgür olması gerektiğine inanmış.. bunu sağlamak ve yaygınlaşmasını zorlamak amacıyla girişimde bulunmayı kafaya koymuş.. bu amaçla da uluslararası simaları işin içine sokma cesaretini göstermiş..

Üstelik burası CNN-International kanalını dengelemek için kurulmuş el-Cezire TV kanalının dünyayı haberlerle beslediği ülke de…

Bana, “Siz de katılır mısınız?” diye sorduklarında, hiç tereddüt etmeden “Elbette” demem için bir sebebe ihtiyacım yoktu.

Maalesef İslâm Dünyası’nın en zengin ve belki de en eğitimli insanlarının yaşadığı bölgesinde ‘vatandaşın haber alma hakkı’ diye bir kavram ve o kavram etrafında oluşmuş bir medya düzeni yok…

Suudi Arabistan’da da, Kuveyt’te de, Birleşik Arap Emirlikleri’nde de…

Erdoğan’la mülâkat yapan Khashoggi yasaklı

Daha dün, Suudi Arabistan, Jamal Khashoggi’ye gazetelerde yazma, televizyonlarda görüş açıklama ve konferanslara katılma yasağı getirdi.

Jamal Khashoggi’yi birkaç kez Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la da yaptığı TV mülâkatlarından tanıyor olmalısınız.

Ülkesinin en önemli medya şahsiyetlerindendir…

Günahı nedir biliyor musunuz?

Anlatayım:

ABD’de başkanlık seçiminden iki gün sonra, 10 Kasım’da, Washington Institute (WINEP) adlı kuruluşta yapılan bir panele konuşmacı olarak katılmış Khashoggi ve orada yeni seçilen başkan için “Ortadoğu politikası çelişkili” anlamına gelecek lâflar etmiş…

Dediği şu:

“Trump İran-karşıtı bir görünüm veriyor ama, Suriye’deki iç savaşta Beşşar Esad’ın yanında yer alacağı izlenimi de var; öyle yaparsa, sonuçta yine İran’a yardım etmiş olmayacak mı? ‘Trump şimdi başkan oldu, aday Trump’tan farklı davranacaktır’ umuduna kapılanlar var; boş bir umut bu…”

Suudlu gazetecinin en dikenli cümleleri bunlar…

Hemen ardından, devlet adına konuşma hakkı olan bir sözcü, “O konuşma Krallığı temsilen yapılmamıştır” demiş ve sonra da Khashoggi’ye yazma, görünme ve konuşma yasağı gelmiş…

The Arab Times ve Al-Watan gazetelerinin yayın yönetmenliğini vaktiyle üstlenmiş.. son 5 yıldır her pazar Al-Hayat gazetesinde okurlarıyla buluşan.. Rotana Khalejia TV adına dünya liderleriyle mülâkatlar yapan.. Arap medya dünyasının en önemli isimlerinden biri..

O şimdi yasaklı.

Pazar günü Al-Hayat’taki sütunu boştu.

Merkez’de Mia Farrow da, Paulo Coelho da var

Katar Emiri Al-Thani’nin cebinden para harcayarak ‘medya özgürlüğü’ alanında çalışmalar yaptırması, nerde zora düşen bir gazeteci varsa hakkını-hukukunu savunmayı düşünmesi.. gözüme büyük bir olay olarak görünmüştü…

2008 yılıydı. Kalktım, ‘Merkez’in ilk toplantısına katılmak üzere Doha’ya gittim.

Tesadüf bu ya, uçakta yanıma New York Times’ın Kudüs temsilcisi Ethan Bronner düştü; lâflayarak Doha’ya varmamız fazla zaman almadı.

Havaalanında onu bir limuzin, beni ayrı bir limuzin bekliyordu; “Madem aynı yere gidiyoruz, tek bir araç yeterli” dediğimizde.. mihmandarımız bunu ne anladı, ne de kabul etti.

Ayrı araçlara kurulup misafir edileceğimiz otele öyle gittik.

Merkez de merkezdi ha…

Bir eski başbakan (Dominique de Villepin, Fransa) ve İslâm Dünyası’ndan birkaç bakan.. Öndegelen gazetelerin yayın yönetmenleri..

Projeye Paulo Coelho (yazar) ve Mia Farrow (artist) da dahil edilmişti…

Merkezin Yönetim Kurulu şu isimlerden oluşuyordu: Alaa Al Aswany, Jassim Marzouq Boodai, Paulo Coelho, Burhan Ghalioun, Lilli Gruber, Mohsen Marzouk, Miguel Ángel Moratinos Cuyaubé, Patrick Poivre d’Arvor, Allister Sparks, Shashi Tharoor, ve Dominique de Villepin.

Bir de 10 üyeli Danışma Kurulu vardı Merkez’in ve ben şu kişilerle birlikte orada yer alıyordum: Nasser Al Othman, José Luis Arnaut, Daniel Barenboim, Ethan Bronner, Chris Cramer, Mia Farrow, Fehmi Koru ve Gracia Machel…

Görkemli bir olay…

Toplandık.. Konuştuk.. Umutlandık.. Emir ve ailesi tarafından birkaç akşam yemeğinde ağırlandık.. Son gün, evlerimize dönmeden önce, ne yaptığımızı ve neler yapmak istediğimizi paylaşmak üzere bir basın toplantısı düzenledik..

Dominique de Villepin’den başlayarak hepimiz, geniş bir salonda, medya ordusu karşısında, Menemen bardakları gibi dizildik…

Herkes üç-beş cümle konuştu.

Sıra sorulara geldi…

İlk soru, Katarlı bir gazeteci tarafından, oturumu yöneten Fransa’nın eski başbakanına yöneltildi: “Hepiniz önemli insanlarsınız; davet edildiniz diye koşarak buraya kadar gelmişsiniz. Derdiniz de bu bölgede basının özgür olması. Hepsi çok güzel. İyi de, bu ülkede bile basın özgür değil ki…”

Ortalığın karıştığını söylememe gerek yok sanıyorum.
Bugünkü durum

Neredeyse 10 yıl önce yaşanmış bu olayı şimdi hatırlamamın bir sebebi var elbette.

Dün ajanslar bütün dünyaya şu haberi duyurdu:

“Katar’ın İngilizce yayın yapan ve çok izlenen internet haber sitesi ‘Doha News’ yönetim tarafından engellendi. Bu yıl hassas konularda birkaç yazı yayımlamıştı site; ülke yönetimi de siteye erişimi zorlaştırmak için tedbirler almıştı.”

İki ay önce, “Katar’ın siber suçlarla ilgili yasası insanları susturmak için kullanılıyor” diye yazı yayımlamış Doha News…

Sitenin suçu bu…

Doha News sitesine girdim; yönetimin erişimi zorlaştırması sonrasında o da haber vermek yerine durumunu anlatan birkaç haber ve yazıyla yetinmeye başlamış…

Uluslararası Af Örgütü yöneticilerinden biri, yetkililerin aldığı kararı kınamak için yaptığı açıklamada, “Burası bütün dünyaya birkaç dilden yayın yapan el-Cezire kanalının da merkezi; Katar’ın basın özgürlüğü alanında örnek ülke olması gerekir” demiş…

Bizim Merkez hâlâ faal, genel müdürü uluslararası toplantılara da katılarak medya özgürlüğü konusunda fikir açıklıyor, ama…
Her derdin temelinde basın özgürlüğü eksikliği yatıyor

İslâm Dünyası bugün her zamankinden daha fazla dış müdahalelere açıksa.. bu dünyanın ülkeleri kolayca iç-savaşa sürükleniyorsa.. teröre muhatap oluyor ve sorunlarını çözmekte zorlanıyorsa.. zenginliklere sahip olduğu halde halklarını mutlu edemiyorsa..

Başka bir sebep aramaya gerek yok: Basının özgür olmadığı yerde bunların hepsi normaldir.

FEHMİ KORU / FEHMİKORU.COM
Ad

Yorum Yaz