Ad

Akademisyen Uraz Aydın: Çok ağır haksızlığa uğradık

366363

“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenler hakkında “terör propagandası yapmak” suçlamasıyla açılan davalar bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde görülmeye başlanacak. 1128 akademisyenin yargılanacağı süreçte, bugüne kadar 15 üniversiteden yaklaşık 150 akademisyene dava açıldı. Dava açılan akademisyenler arasında emekli olanlar, ihraç edilenler ve imzasını çekenler de bulunuyor.

Uraz Aydın, 7 Şubat 2017’de çıkan 686 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden ihraç edilen akademisyenlerden biri. 41 yaşındaki Aydın, 12 Eylül döneminde Fransa’ya iltica etmek zorunda kalan babası nedeniyle Paris’te büyümüş. 1991 yılında çıkan afla Türkiye’ye dönmelerinin ardından eğitimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlamış. 

Üniversite tercihlerinde iletişim bölümü ilk sıralarda değilmiş aslında, siyaset okumak istemiş. O sıralarda aklında akademisyenlik de yokmuş. Lisans ve yüksek lisansını Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden tamamladıktan sonra, Paris’teki Doğu Dilleri ve Kültürleri Enstitüsü’nde (INALCO) doktorasını bitirmiş. Türkiye’de sol liberal düşüncenin köşe yazarları üzerinden aktarımı üzerine bitirdiği doktorasının ardından, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne asistan olarak girmiş. Sohbetimiz sırasında duayen iletişimci Ünsal Oskay’ın adını birden fazla kez anıyor. Onun sayesinde asistan olarak fakülteye girdiğini belirtiyor. 

“İmza hem gündemi hem hayatımızı belirledi”

Aydın’ın ilgi alanları, kültür sosyolojisi ve siyaset felsefesi. Akademisyenlik çok severek, zevk alarak yaptığı bir iş. Üniversite ise en mutlu olduğu yer. Şu an özlem içinde. İhraç edildiğinde 8 yıllık doktora araştırma görevlisiymiş. 

“Sendikacıyım, sosyalist kimliğimi hiçbir zaman gizlemedim. Dekanlıkla çok kez karşı karşıya geldik. Öğrencim olanlara kadro verildi, bana verilmedi.”

Ancak bu durumu çok dert edinmemiş. Bir yandan akademik çalışmalarına devam etmiş. Öğrencilerle ilişkisinin hiyerarşik olmamasından kaynaklı çok iyi iletişim kurduklarını söylüyor. Aydın için akademisyenlik, öğrenciye bildiklerini öğretmek değil, tartıştıracakları belli konular üzerine düşünmelerini sağlamak.

“Barış için Akademisyenler” tarafından açılan metne imza attığı dönemi soruyorum. Aklında kalan şey, şaşkınlık… Başta kendi hayatı üzerinde olmak üzere imza metninin bu kadar etkili olacağını hiç düşünmemiş. Türkiye’de olan bitene karşı canlarına tak ettiği bir noktada imza attıklarını anlatıyor:

“Bazı arkadaşlarla, ‘Attığımız imzalarla mı gündem buraya geldi’ diye aramızda konuşmuştuk. Gündem belirledik! Hayatımızı da belirledi sonradan.”

Bir günlük sevinç ve bitmeyen stres

Aydın, uzun süre yardımcı doçentlik kadrosu alamadığı için doçentlik kadrosuna başvurma hakkını geçen sene kullanmak istemiş. Yayınlarını hazırlamış, başvurusunu yapmış. Kabul edilmiş. Jürisi belli olmuş. Bu mutlu haberi aldığının ertesi günü, rektörlüğün imzacı akademisyenlerin isimlerini Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) gönderdiğini öğrenmiş: "Bir günlük bir sevinçti.”

Rektörlüğe isimlerinin gitmesinin ardından KHK listesi bekleme süreci başlamış. 7 Şubat’ta çıkan listede ismini görünce tarifsiz bir rahatlama duyduğunu anlatıyor. Yaşadığı stres sona erdiği için mutlu olmuş. İsmini o listede görmeseydi bekleme sürecinin bitmemiş olacağını hatırlatıyor:

“Yolun ihraca varacağını biliyorduk. O beklemek, yıpratıcı bir şey. İnsan, ‘Ne olacaksa olsun da hayatımıza bakalım’ diye düşünüyor.”

“Kim, hangi hakla beni büyüdüğüm yerden çıkartabiliyor?”

Üniversiteden eşyalarını toplamaya gittiğinde gördüğü dayanışmayı gözleri parlayarak aktarıyor. Odasında 20 yılda biriken kitaplarının hepsini eve taşıyamamış. 19’unda girdiği fakülteden 40’ında istemeden ayrılmış olmanın ani ve duygusal bir yük bindirdiğini anlatıyor:

“Devlet seni terörizmle suçluyor, sen etraftan böyle dayanışma görüyorsun. Onun moraliyle devam ediyor, düşmüyorsun. Ama bazı anlarda çok ağır haksızlığa uğradığın fikri oluyor. Kim, hangi hakla beni büyüdüğüm yerden çıkartabiliyor?”

Uraz Aydın, ihraçtan sonra hakkında dava açılan akademisyenlerden. İddianamede, bildirisinin düşünce özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceği ifade edilerek, “yayınlanan bildiri içeriğinde sözde barış bildirisinin alenen terör örgütü propagandası mahiyetinde olduğu” belirtiliyor. Ayrıca, KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat’ın 27 Aralık 2015 tarihli açıklaması delil olarak yer alıyor. Kendisine iddianame için ne düşündüğünü sorduğumda gülerek, “Biraz ağır olmuş” diyor. Aydın’ın duruşması, Mart ayında görülecek. 

Akademisyenlerin avukatlığını üstlenen isimlerden Arın Gül Yeniaras’a göre, söz konusu yargılamalar Türkiye için ifade özgürlüğü sicilini temize çekebilmesi açısından önemli bir fırsat. Yeniaras, imzacı akademisyenlerin taleplerinin meşru, ahlaki ve hukuki olduğunu belirtiyor. Bildirinin terör örgütü propagandası suçunun maddi ya da manevi bağlamda hiçbir unsurunu taşımadığını, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu dile getiriyor.

“Niye öyle bir şey yaptın baba?”

Uraz Aydın, yurt dışında hayat kurma fikrini sıcak bakmıyor. Çocuğuna, kendi yaşadıklarını yaşatmak istemiyor. Yeni bir hayat kurmanın ne kadar zor olduğunu bildiğini dile getiriyor. Yedi yaşındaki çocuğu ile arasında geçen diyaloğu ise şöyle anlatıyor:

“İşten ayrıldığımı söyledim. ‘Neden’ diye sordu. Sonra da ‘Niye öyle bir şey yaptın ki?’ dedi. Çok seviyordu orayı. Arkadaşlarımı, odamı… ’Bir daha gidemeyecek miyiz?’ deyip durdu.”

Akademisyenler olarak ağır bir süreç yaşadıklarını ama atılma pahasına bile olsa bütün bu süre içinde doğru noktada durdukları kanaatini taşıyor. Aydın'a, barış bildirisine imza attıktan sonra yaşadıklarını değerlendirdiğinde ne düşündüğünü soruyorum. Pişman olmadığını belirterek, şöyle diyor: "Doğru değerlerle doğru insanlarla doğru işler yapmışız."

 

 

http://www.dw.com

Ad
Ad
Ad

Yorum Yaz