Ad

Yaşa Devlet Bahçeli Paşa yaşa, adın yazılacak mücevher taşa!

367733
Ad

Köşe yazarlarının gündeminde CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun Afrin operasyonuyla ilgili açıklamaları vardı. İşte günün öne çıkan yazıları:

 

Yaşa Devlet Bahçeli Paşa yaşa, adın yazılacak mücevher taşa! / Emin Çölaşan / Sözcü

Sevgili okurlarım sadece Türkiye'de değil, dünyada bile eşi menendi olmayan bir “Siyaset olayı” ile yüz yüzeyiz. İşte o kişi karşımızda duruyor. Hem siyasetçi, hem de partisinin genel başkanı. İktidar olmaktan korkan, kazara iktidar olduğunu rüyasında bile görse kâbuslar yaşayan, “Aman Allah korusun” diye uyanan bir siyasetçi. Takılmış iktidar partisinin dümen suyuna, yapışmış AKP'nin yelkenine, bütün hızıyla gidiyor. AKP'nin destekçisi, bastonu, kurtarıcı meleği, yedek lastiği!.. İktidara değil de muhalefete karşı muhalefet yapıyor. Böyle ikinci bir örnek dünyanın hangi ülkesinde var?

Bay Devlet Bahçeli, kendisine sorduğunuz zaman bir tek yanıt verir: “Türk milliyetçisiyim!” Öbür yanda iktidar partisi, bazı sivil toplum kuruluşlarının isimlerinin başındaki “Türk” ve “Türkiye” sözcüklerini kaldırmaya karar verdiğini açıklar, bizimkinden tık yok! Karşı çıkacak değil ya! Türkiye Barolar Birliği olacakmış Barolar Birliği… Türk Tabipleri Birliği olacakmış Tabipler Birliği… Eğer bir punduna getirip temelli kapatılmazlarsa… Peki isimlerinin başında “Türk” ve “Türkiye” sözcükleri olan öteki kuruluşlar ne yapacak? TÜSİAD, Türk İş, TOBB, TESK ve diğerleri ne olacak?

Türk ve Türkiye sözcükleri bizim mesleğin bazı kuruluşlarında da yer alır. Örneğin en büyük ve önemli basın kuruluşumuzun adı, merkezi İstanbul'da olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'dir. (TGC.) Türkiye Spor Yazarları Derneği vardır, neredeyse bütün spor yazarlarının üye olduğu bir meslek kuruluşudur. İktidarımız onların isimlerini de acaba değiştirecek mi!

 Bu oyuna tepkisiz kalan Bay Devlet Bahçeli acaba hangi ata oynadığının farkında mı? Sivil toplum kuruluşlarından bu sözcüklerin kanun ya da kanun hükmünde kararname ile çıkarılmasına karar verildiği dünya liderimiz tarafından açıklandı ama bu “Türk milliyetçisi” beyefendiden yine tık yok! Kendisine şu soruyu sormayı bile akıl edemiyor… Ya da işine yine suskun kalmak geliyor: “Sayın liderim Tayyip Bey, Türk ve Türkiye sözcüklerini sadece gıcık kaptığınız, sizin çeşitli konulardaki uygulamalarınızı eleştiren bu iki kuruluştan mı çıkaracaksınız, yoksa alınan karar örneğin Türk-İş gibi ötekileri de kapsayacak mı?” Bay Bahçeli, oynanmak istenen oyunu elbette çok iyi biliyor, üstelik işin içyüzünü hepimizden daha iyi görüyor… Ama bu soruları sormaya gücü yetmiyor… Başka bir deyişle, işine gelmiyor. Zira o, iktidar partisinin bir numaralı destekçisi… Kraldan fazla kralcı…

6 Şubat günü partisinin Meclis'teki grup toplantısında aynen şöyle dedi: “Eğer yeri gelirse ben de bir Bozkurt gibi en önde Afrin'e gider, taşıdığım canı bu vatana ve bu millete seve seve feda ederim. Bu da bir millete Devlet sözüdür.” Aman haa Sayın Devlet Bahçeli, sakın ola ki gitmeyiniz! Sizin yeriniz burasıdır. Sizin canınız ve sağlığınız AKP ve dünya liderimiz açısından fevkalade önemlidir. Siz hep burada olmalı ve iktidarın her kararına açıktan destek atmalısınız ki, onlar rahat etsin… 

Afrin bir tatil beldesi değil ki, beş yıldızlı oteller falan yok… Koşullar zor. Yani işin şakası yok, siz oraya tatile değil, savaşmaya gideceksiniz. Varsayalım gittiniz ve Allah korusun başınıza bir iş geldi. Sayın iktidarımız bunun altından nasıl kalkar!

Ama “Ben ille de giderim, canımı veririm” diyorsanız, gidiniz Bay Bahçeli!.. Sağ salim döndüğünüz takdirde İzmir Marşı'nı sizin gibi kahraman, Türk milliyetçisi bir devlet adamı ve siyasetçi için uyarlamak bizim açımızdan onur olur: “Yaşa Devlet Bahçeli Paşa yaşa, adın yazılacak mücevher taşa…” Fakat bana soracak olursanız, yine de gitmeyin derim… Zira sizin yeriniz burasıdır. Vazgeçilmez göreviniz Tayyipgiller iktidarına kayıtsız şartsız destek atmaktır!

Suriye için değil Türkiye için / Fatih Altaylı / Habertürk

KEÇİ

GAZETEMİZİN yazarı Nagehan Alçı, televizyonda talihsiz bir fikir zikretti.

Ege’deki bazı küçük adacıkların Yunanlılar tarafından oldubittiye getirilerek işgal edildiği iddia edilince Alçı, “Üzerinde üç-beş keçi otlayan kaya parçacıkları için savaşalım mı yani?” deyiverdi.

Bir ülkenin toprağına sahip çıkması için ille de üzerine bir müteahhit tarafından site mi yapılmış olması gerekiyor!

Alçı “Öyle bir işgal yok” deseydi bu tartışılabilirdi.

Ama bu sözü tartışılmaz bile.

Nagehan kardeşim gidip gördü mü bilmiyorum ama ben çok gittim.

Doğu’da, Güneydoğu’da uğruna binlerce şehit verdiğimiz dağların bazı bölgelerinde keçi bile otlamıyor.

Ama keçilerin bile çıkamadığı o dağlarda evlatlarımız ölüyor.

Uğruna savaşılacak vatan parçasında ille de yalı olması gerekmiyor!

Bunda kızacak ne var? / Ahmet Hakan / Hürriyet

KEMAL Kılıçdaroğlu demiş ki:

“Türkiye’nin güvenliği için sonuna kadar mücadele şart. Ancak Afrin şehir merkezine girilmesin, kaybımız çok olabilir”.

İktidar cephesinde...

Bir öfke... 
Bir sinir...
Bir haykırış...
Bir ayaklanma...
Bir terslenme...

Falan...

Yahu ne var bunda?

Adam iyi niyetli bir uyarıda bulunmuş.

“Çok dikkat ediyoruz, gereken yapılıyor” de geç.

Bunda kızacak ne var Allah aşkına?

Ya da şöyle sorayım:

Kızıyor gibi yapmak biraz işe mi geliyor ne?

3.5 milyon Suriyeli kaçmasaydı / Mehmet Tezkan / Miliyet

İç savaş nedeniyle topraklarını terk eden, kaçan Suriyeli sayısı 6.5-7 milyon civarında..

3.5 milyonu bizde..

Ankara silahların patladığı ilk aylarda 100 bin mültecinin geleceğini hesap etti.. Kırmızı çizgisi olduğunu söyledi..

Kırmızı çizgi 500 bine çıktı..

Sonra çizgi mizgi kalmadı..

3.5 milyon oldu..

***

3.5 milyon Suriyeli 5 yıldır Türkiye’de.. Misafirlik uzadı.. Dün Cumhurbaşkanı da söyledi; ‘İlanihaye kalacak halleri yok’ dedi..

Zaten kamuoyu yoklamalarında AKP’lisi, MHP’lisi, CHP’lisi, HDP’lisi hemfikir.. Ülkelerine dönsünler artık diyorlar..

Dönsünler de nereye dönecekler?

***

Suriye’den kaçan milyonların yerine önce IŞİD yerleşti.. Devasa alanı kontrol ederek terör devleti kurdular..

O topraklar onlardan temizlendi.. Küçük bir kısmını TSK/ÖSO kontrol ediyor.. Bir kısmında muhalif güçler var.. Ama önemli bölümü PKK/PYD denen yapının elinde..

Suriye’den kaçanlar o topraklarda yaşarken          oralara PKK/PYD hâkim değildi..

PKK/PYD’nin esamesi okunmazdı..

***

Askerimiz Afrin’i temizlemeye çalışıyor.. Afrin’den sonra İdlib de Münbiç de deniliyor..

Temizlik ne için?

Kendi güvenliğimiz için başka!..

Suriyelilerin dönmesi için.. En üst düzeyde nihai amacın bu olduğu söyleniyor..

Gelelim temel soruya.. Suriyeliler kimden kaçmıştı..

Esad’ın katliamından.. Şam ordusundan..

Kaçan Suriyeliler geri dönsün diye o toprakları kimden temizlemeye çalışıyoruz?

PKK/PYD’den..

***

Demek ki onları mülteci olmaya teşvik etmek yanlışmış.. 3.5 milyon kişinin hurra deyip Türkiye’ye sığınması yanlışmış.. Topraklarını başka güçlerin ele geçirdiğini gören Suriyeli gençlerin umursamaz tavırları yanlışmış..  Suriyeli gençlerin ÖSO’ya katılarak IŞİD’e karşı savaşmaması yanlışmış.. Suriyeli muhaliflerin

tek çatı altında toplanıp    büyük bir güç olarak masaya oturamaması yanlışmış..

Kılıçdaroğlu ne dese iyiydi? / Akif Beki / Karar

“Afrin’in içine girmeyelim” önerisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan da sert tepki aldı. Ama heyheylenmelerine bakılırsa, en çok iktidar medyasını kızdırmışa benziyor.

Zehir zemberekti dün manşetler...

CHP liderinin kadrolu Amerikan ajanlığı mı bırakıldı, terör örgütü PKK-PYD’ye yaranıp yalakalık yapmaklığı mı, YPG’yi koruyup sözcülüğüne soyunmaklığı mı, terörist ağzıyla konuşma hainliği mi....

Kimin hesabına çalıştığından girildi, hangi düşman projeye hizmet ettiğinden çıkıldı...

Demediğini bırakmayan baş sayfaları görünce bir şeyleri kaçırdığımı anladım ama neydi?

Düne kadar şöyle bakıyordum...

Tersini söylese, Afrin yetmez Menbiç’e oradan Şam’a kadar girin dese, Esad güçleri dahil terör estiren kim varsa Suriye’den temizlemeye çağırsa, mültecilerin güvenle evlerine dönebilmesi için her köşesiyle ülkelerini kurtarıp kendilerine teslim etmeden durmayalım diye bastırsa, sınır ötesi harekatın siyasi hedefini genişletse, hükümeti askere bu yönde direktif ve yetki vermeye zorlasa...

Yani hükümetin vur dediğine, yetmez öldürelim diye üstelese...

Çıtayı ha bire yukarı çekse, ha bire el yükseltse, üç haftaya geldi hala neyi bekliyoruz, dünyanın en güçlü birkaç ordusundan biriyiz, inelim Afrin  merkezine, tozunu attıralım, taş üstünde taş koymayalım, gökkubbeyi alçakların başına yıkalım, ağababalarına da dünyayı dar edelim, nasılmış görsünler, karşımıza kim çıkarsa önümüze katıp kaçtıkları yere dek kovalayalım söylemine yüklense...

Kısacası; iktidarın bir hamaset yaptığı yerde üste iki fazlasını koysa, galeyansa en alasına ben getiririm siyaseti izlese, kızıştırmaksa ‘gün bugün kalkın ey ehl-i vatan’ dolduruşlarına var gücüyle asılsa..

Meslek ahlakı rahatsız mı ediyor? / Emre Kongar / Cumhuriyet

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Başbakanken, bir adli yıl açılış töreninde TBB Başkanı Feyzioğlu’nun yargı bağımsızlığı konusundaki eleştirilerine kızarak salonu terk ettiği de henüz unutulmadı. 
Öyle anlaşılıyor ki, sadece Türk Tabipleri Birliği, TTB ve Türkiye Barolar Birliği, TBB değil, örneğin, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, TMMOB gibi meslek örgütleri de hedefte! 
Bu meslek örgütlerinin toplum yararına olan çok önemli iki işlevi var: 
Birinci olarak, belli bir meslek mensuplarının eğitimlerini ve uygulamalarını, mesleğin bilimsel nitelikleri ve ahlak kuralları açısından denetliyorlar. Böylece hem profesyonel mesleklerin seviyesini yükseltiyor, koruyor, hem de sahtekârların, şarlatanların, belli meslekler adına insanları dolandırmasını, aldatmasını önlüyorlar. 
İkinci olarak, kendi meslekleriyle ilgili olan, halk sağlığı, yargı bağımsızlığı, kentsel ve tarihsel/ doğal sit yağması gibi toplumsal sorunlara sahip çıkıyor, kamu yararını koruyorlar. 
Peki, Erdoğan/AKP iktidarı neden bunların yapılarını bozmak, meslek standartlarını, ahlaklarını, ve toplumu korumaya yönelik olan yetki ve görevlerini ellerinden almak istiyor? 
Otoriter rejimler neden sanata, bilime, kültüre düşmansa ondan: 
İktidarın topluma zorla giydirmeye çalıştığı deli gömleğine direndikleri, baskıcı ve yağmacı siyasal, toplumsal, kültürel, ekonomik uygulamalara, kamu yararı ve mesleki ahlak açılarından karşı çıktıkları için! 
MESLEK ODALARI, MESLEK AHLAKLARININ VE KAMU YARARININ KORUYUCULARIDIR... 
ONLARA SAHİP ÇIKMAK, BİZE SAĞLANAN HİZMETLERE SAHİP ÇIKMAKTIR!

 

Ad
Ad
Ad

Yorum Yaz