Ad

Kilit parti yok kilit seçmen var

368373
Ad

Kilit parti yok kilit seçmen var / Mehmet Tezkan / Milliyet 

Büyük seçime 19 ay var ama seçim üzerine hesaplar şimdiden yapılıyor..

Referandum sonucunun kafa kafaya çıkması.. AKP/MHP ittifakının yüzde 51.4’te kalması 2019’un bıçak sırtında olduğunun işaret fişeği sayıldı..

En çok merak edilen, 2019 seçiminin kilit partisi olup olmayacağı..

Veya hangi partinin kilit olacağı..

***

Saadet’in kilit olduğunu iddia edenler var.. İttifaka katılırsa ‘evet cephesi’nin işinin kolaylaşacağı görüşü hakim..

Ama Karamollaoğlu yanaşmadı.. İttifak hayal kırıklığına uğradı.. Daha doğrusu, aynı tabana hitap eden, aynı tabandan beslenen iktidar partisi..

***

İlk turda sonuç alınmazsa ikinci turda kilit parti hangisi olur?

Daha doğrusu, kilit seçmen..

Seçim ikinci tura kalırsa iki adaydan biri Erdoğan olacak.. Öteki aday kim olacak?

Öteki adayın kimliği ikinci turun kaderini belirleyecek..

İlk turda parlamentoyu belirlemek için kendi partilerine, cumhurbaşkanı için de kendi partilerinin adayına oy veren seçmenler ikinci turda ne yapacak?

Diyelim ki partisi Meclis’e girdi ama gösterdiği aday ikinci tura kalamadı..

O seçmen ne yapacak?

Saadet, İYİ Parti, CHP, HDP kendi adayını çıkardı diyelim..

İkinci tura içlerinden birinin adayı kalacak..

Siyasette zelzele yaşanmazsa büyük ihtimalle CHP’nin adayı ikinci tura kalacak.

Saadet ne yapacak?

İYİ parti ne yapacak?

HDP ne yapacak?

Diyelim ki o partilerin genel başkanları tavırlarını belli etti.. Bir adayı işaret etti..

Peki, seçmen o işarete uyacak mı?

Uyar mı?

Veya kaçı uyacak, kaçı uymayacak?

***

Görünen o ki; ittifaka başka katılım olmayacak..

Demek ki; ilk turda kilit parti yok..

İkinci turda..

İkinci turda da kilit parti yok.. Kilit seçmen topluluğu var..

Mesela HDP’ye oy veren seçmenin ikinci turda ne yapacağı önemli değil mi? Sonucu etkilemeyecek mi?

Veya Saadet seçmeninin ne yapacağı!..

***

Aslında birinci turda da seçimin kilit seçmeni var..

Kentli genç seçmen..

Türkiye artık kentli nüfusa sahip bir ülke oldu.. Nüfusunun büyük çoğunluğu da genç.. 30’un altı..

Onların dünyaları farklı.. Ülkeden, gelecekten bekledikleri var..

Hangi mahalleden oldukları önemli değil.. Hangi mahalleden olurlarsa olsunlar, iyi bir hayat kurmak, iyi bir iş sahibi olmak, para kazanmak, rahat yaşamak istiyorlar..

Hobileri aynı.. Sosyal medyayla haşır neşirler.. Birbirlerinin dilinden anlıyorlar..

Seçimin kaderini onlar belirleyecek..

***

Partilerin, liderlerin onlara anlatacak, onları peşlerinden sürükleyecek hikâyeleri var mı?

Şimdiye kadar duymadım..

Belki seçime onların cezbeden bir hikâye bulurlar..

İzliyorum, geçmişi anlatıyorlar.. Oysa gençler geleceğe bakıyor ve geçmişi bilmiyor..

Geçmişte yaşanan olumsuzluklar onlara masal gibi geliyor..

***

Gördüğüm şu.. Gençlere anlatacak hikâyesi olan seçimi kazanır..

İyi pazarlar!.

Dinde reforma gerek yok ki / Ahmet Hakan / Hürriyet

DİNDE reforma hiç ama hiç gerek yok.

*

- Sözde ilahiyatçılar, kafalarını bel altından bel üstüne kaldırdıkları takdirde...

*

- Sözde ilahiyatçılar, asansörde halvetle ilgilenmek yerine hak, hukuk, adaletle ile ilgilendikleri takdirde...

*

- Sözde ilahiyatçılar, erkek egemen bakışla kadınlara çerçeveler çizmek yerine biraz da kadın egemen bakışa geçtikleri takdirde...

*

- Sözde ilahiyatçılar, cinsellik diye tutturmak yerine yetim hakkı diye tutturdukları takdirde...

*

- Sözde ilahiyatçılar, kadın dövmenin inceliklerine kafa yordukları kadar kadın istismarına kafayı yordukları takdirde...

*

- Sözde ilahiyatçılar, İslam’ı alay konusu haline getiren çağın idrakine uzak meseleleri bırakıp çağın idrakine uygun meselelerle yöneldikleri takdirde...

*

Büyük bir reforma imza atılmış olur.

*

Kısacası...

Reforma ihtiyacı olan İslam değildir.

Reforma ihtiyacı olan...

Sözde ilahiyatçıların kafalarıdır.

Yandaşlık hakikati reddettirir, insanda ar damarı bırakmaz / Orhan Bursalı / Cumhuriyet

Özgürlükler konusunda son 10 yılda en çok puan kaybeden (34 puan) ve en çok gerileyen ülke yaparsınız Türkiye’yi... (Avrupa’da sonuncu!) 2012-2016 yılları arasında Türkiye’nin notunu 20 puan düşürerek, basın özgürlükleri en fazla gerileyen ülke yaparsınız. 
Hem de internet özgürlüğünde Türkiye’yi 100 ülke arasında 66. sıraya yerleştirirsiniz... Ve internet özgürlüğünün en çok gerilediği ülkeler arasında sürekli kılarsınız... 
Daha böyle onlarca rapor var ve Türkiye genellikle hepsinde düşüş içinde! 
Mesela en son açıklanan Uluslararası Şeffaflık - Yolsuzluk endeksinde 10 puan gerileyerek 81. sıraya düştük.
Tüm bu endeksler onlarca kritere göre düzenleniyor ve mesela Trump bile yerden yere vuruluyor. 
Beğendiniz mi?! 
Biliyorum umurunuzda değil. “Türkiye demokrasi dahil tüm alanlarda ilerliyor”yalanlarınızı yüzünüz kızarmadan söylemeyi bundan sonra da sürdüreceksiniz. 
Eee yandaşlık kolay değil... İnsanda ar damarı bırakmaz...

Taksiciler kızmasın kabahat devlette / Fatih Altaylı / Habertürk

‘AFRİN ALINMADAN OLMAZ’

BU cuma Galatasaray yemeğimizde, emekli büyükelçi sevgili Onur Öymende vardı.

Mektebi Sultani’den abimiz olan Öymen’e Afrin harekâtını sorduk.

“Yapılması şarttı. Yapılmaması Türkiye’nin aleyhine olurdu” dedi.

AKP’nin yolu taşlı ‘Kararsız’ oranı yüzde 30’larda / İsmet Özçelik / Aydınlık

Öymen, Türk Dışişleri’nin yetiştirdiği en önemli bürokratlardan biri olmanın yanı sıra uzun süre CHP Milletvekilliği ve Genel Başkan Yardımcılığı da yapmış bir isim.

En dikkat çeken nokta “kararsız” oyların yüksekliği. Bulgular genelde ortak. AKP ve Erdoğan’ın en çok itibar ettiği kamuoyu araştırma kuruluşları da aynı tespitleri yapıyor. “Kararsız” oylar yüzde 30’a yakın.

Nedeni konusunda farklı görüşler bulunuyor. Bazı araştırmacılar “seçmenin kafasının karışık olmasına” vurgu yaparken, bazı araştırmacılar da, “iktidarın baskısından korkan vatandaşlar, AKP dışındaki tercihini söylemek yerine ‘kararsızım’ demeyi tercih ediyor” iddiasındalar.

AKP’Lİ KARARSIZLAR

Geçmişte AKP’ye oy verdiğini, ama bugün kararsız olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 10 civarında. AKP için tehlike işareti.

Daha önce AKP’ye oy verip şimdi vermeyeceğini söyleyen ciddi bir kesim var. Buna bir de yüzde 10 civarındaki kararsızlar eklenince ortaya çıkan sonuç 7 Haziran seçimlerini anımsatıyor.

Bazı araştırma şirketleri AKP için yüzde 40’lardaki bir oyun sürpriz olmayacağını ifade ediyorlar.

NATO, Amerika'nın kendine yakışanı giymesidir / Candaş Tolga Işık / Posta

2001’deki 11 Eylül saldırısından sonra Amerika Irak’ta uygulattı bunu mesela...

Afganistan’da, Somali’de... NATO çağrı yaptı. Türkiye koşarak gitti.



Gel gör ki Suriye’de bir NATO üyesi ülkenin ulusal güvenliğini somut bir şekilde tehdit eden bir silahlı yapılanma olmasına rağmen NATO’dan çıt çıkmıyor.

Dün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan bizzat “Neredesin NATO? Sen çağırınca biz geldik. Hadi bakalım şimdi ben de Suriye’ye çağırıyorum” diyerek çağrı yaptı.



Erdoğan aslında bir çağrı yapmıyor bir soru soruyor? Diyor ki “Kardeşim bu NATO neden var?” Diyor ki “Ben mi NATO üyesi değilim siz mi değilsiniz?” Diyor ki “Bu nasıl ittifak?”



Bu çağrıyı duyan olur mu? Duyan olur elbet ama esas soru şu: İcabet eden olur mu? Şu an NATO’ya üye ülkelerin tamamı bırak Suriye’de Türkiye’nin yanında olmayı fırsatını buldukları ilk anda Türkiye’nin karşısına dikilir.

Şunu bilelim: NATO sadece Amerika’nın çıkarlarını korumak için kurulmuş bir örgüttür. Geçmişte de böyleydi bugün de böyle...

“Cumhuriyet” davası ve yargı! / Güngör Mengi / Vatan

Üye değil ama…

Tutuklanma nedenleri “Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıydı.

Bu iddia nedeniyle Ahmet Şık 434 gün, Murat Sabuncu 495 gün, 1.5 yıla yakın bir zaman tutuklu kaldılar, Sabuncu ile birlikte tutuklanan Atalay halen cezaevinde.

Şimdi tahliye edildiklerine göre, demek ki yukardaki iddia gerçek değil.

Gerçek olmadığını doğrusu Mahkeme Başkanı’nın “Şık ve Sabuncu ile ailelerinin hayatından 1.5 yıl çalındıktan sonra” yaptığı esprilerden anlamak da mümkün.

Hayret ederek okunan konuşmasında şöyle diyor: “Murat Sabuncu Boğaz’ı görmek istiyormuş, gitsin görsün. Soner Yalçın’ın dediğine göre Ahmet Şık’ın annesi ‘ermiş’miş, onu da üzmeyelim”.

İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay için ise “Kaptanlar gemiyi en son terk eder” diyerek duruşmasını mütalaa açıklaması için ertelemiş.

Medyada yer alacak bu esprileri çok düşünmüş olmalı.

Hukuk mu, keyfi mi?

Bu konuşmalar, toplumun, dünya basın kuruluşlarının, Batı ülkelerinin “Türkiye’de medyaya baskı var, tutukluluk tehdit olarak kullanılıyor” tepkilerini haklı çıkarıyor.

“Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işledikleri” iddiasıyla tutuklanmışlar.

Tutuklamak için gereken tüm deliller toplandıktan sonra bu işlem yapılsaydı, bir buçuk yıl hapis yatmamış olacaklardı, bir kere burada aynen Balyoz-Ergenekon döneminde olduğu gibi ciddi “hukuk yanlışı” var. İnsan haklarına aykırı tutuklamalar yapıldığını ortaya koyuyor.

İkincisi “tutuklama nedeni olan iddia” doğru çıkmamışsa, Mahkeme Başkanı’nın bunu “hukuka göre değil de” sanki kendisi keyfi olarak, “Boğaz’ı görsün” veya “Annesi üzülmesin” diye tahliye ediyor havasına sokması olacak iş midir?

Gerçek bir hukuk devletinde buna rastlanabilir mi?

Bir hakim “Kaptanlar gemiyi en son terk eder” diyerek, “nasılsa tahliye edileceğini” bildiğini ima ederek tutukluluk uzatabilir mi?

Murat Sabuncu, duruşmada bu davanın “gazetecilere gözdağı vermek için açıldığını” söylemişti, Mahkeme Başkanı tahliye sırasındaki konuşmalarını “bu sözle birlikte” gözden geçirmelidir.

Bağımsız, tarafsız, hukuku doğru uygulayan bir yargısı olmayan ülkelerde hukuk devletinin varlığını da, demokrasinin var olduğunu da kimse iddia edemez!

Kaynak Yeniçağ: Medya Arkası (11.03.2018)

Ad
Ad
Ad

Yorum Yaz