Ad

28 ŞUBAT PLANSIZ BİR DARBE MİDİR?

73
Ad
1995 yılının Şubat ayında bir gündü. 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı görevinde bulunuyordum. Kolordu Komutanımız, diğer iki Tugay komutanı ile birlikte bizi, karargahında bir toplantı için çağırmıştı. Toplantının konusu, irticai faaliyette bulunan askeri personele yapılacak işlemler ile ilgili idi.

Kolordu Komutanımız, gerekli gördüğü açıklamaları yaptıktan sonra, her birimize, Aralık 2004 Şurasında görüşülen konulardan olduğu anlaşılan, birer belge verdi. Bana verilende;
“İrticai faaliyetlerde bulunan personelin isimleri aşağıya çıkarılmıştır.

Personelin durumu yakından takip edilecek, bu faaliyetlerinden vazgeçmeleri telkin edilecek, durumunda değişiklik olmayanlar hakkında TSK’den ayırma işlemi yapılacak, emrin gereğini yerine getirmeyen amirler hakkında da işlem yapılacaktır.”

İfadesinden sonra, Komutanı bulunduğum Tugay’a mensup 4 subay ve 14 astsubayın ismi yer alıyordu.

Bir sayfalık bir uygulama emriydi. Yazının ne başlık kısmı ne de imza bloku vardı. Hangi makamdan nasıl geldiği belli değildi.
Muhtemelen, Kolordu Komutanı, Ordu Komutanından, O da KKK’ndan, KKK da Yüksek Askeri Şura Genel Sekreterinden aynı yöntemle, kendi birliklerini ilgilendiren personeli ihtiva eden belgeleri başlıksız imzasız ve onaysız olarak almışlardır.
Bu belgelerin altında, Silahlı Kuvvetlerin üst Komuta kademesinin imzası ve onayı yok diye, “28 Şubat 1997 Post Modern Darbesi” olarak siyasi tarihimize geçen askeri müdahaleyi; plansız, programsız, Üst Komuta Kademesinin onayı bulunmayan rastgele yapılmış bir seri eylemler dizisi olarak mı kabul etmemiz gerekir?


Böyle bir şey mümkün müdür?

İnançlı subayları tasfiye eylemi, tabii ki tasavvur edilen, yani planlanan, darbenin Silahlı Kuvvetler içinde yapılacak bir seri faaliyetlerinden sadece birisi idi. Toplumu hazırlamak, bir kısım provokatörler vasıtasıyla irtica yaygarasını ayyuka çıkarmak; toplumu şaşkına çevirip hareketsiz hale getirmek; önce hükümeti sonra Meclisi devre dışı bırakmak; tasfiyeleri, bütün kamuya yaymak; pilot okullar seçilmek suretiyle, önce orta öğretimin özel okullarında, sonra sırayla imam hatip okullarında, daha sonra üniversitelerde ve tek tek İlahiyat fakültelerinde örtünme yasağını uygulamaya koymak; “Post Modern Darbenin” Silahlı Kuvvetler dışında uygulanan eylem planları oldu.

Tabii ki amacıyla, hedefleri ile ve faaliyetleri ile kapsamlı bir harekât planı vardı ve zamanın üst komuta kademesinin onayı ile yapılan bu plan da ya Gnkur. ya da MGK Genel Sekreterliğinin Kozmik bürosunda muhafaza ediliyordu. Uygulayıcıların elinde bulunan ise, sözlü emirlerle tebliğ edilen ve esas plandan çıkartılmış, tedbirler listesinden başka bir şey değildi. Aksini düşünmek abesle iştigal olmaz mı?

28 Şubatla ilgili tasfiyeler, Silahlı Kuvvetlerde, fiilen 1994 yılında başladı. Darbe 1997 yılında icra edildi. Önceden, kararlaştırılmış, planlanmış bir askeri kalkışmadır.

Bunu kim planladı?

Darbe hedefine ulaşıncaya kadar, psikolojik harekât dahil uygulananların hangileri darbe planı gereğince provake edildi?

Sorumluları kimlerdi şeklinde hiçbir araştırma yapıldı mı?

Milletin yetkilendirdiği TBMM bu konuda bir araştırma yaptı mı?

TSK’ni yönetenler laüsel midir?
Yaptıkları hep doğru mudur?
Yanlışları varsa yanlarına kâr mı kalır?


Bütün bunlar araştırılmayınca, iddialar ortada kalır, kişiler emekli olur, kurumlar yıpratılır, zarar gören millet ve devlet olur.

Taraf Gazetesi Haziran ayı içinde TSK ile ilgili iki haber yayınladı. 02 Haziran 2008 tarihli nüshasında “Türkiye’nin Yeni GNH Planı”; ikincisi de 20 Haziran 2008 tarihli nüshasında “Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı” nın esasları idi.

Birinci habere, Sn. Genelkurmay Başkanının bir gazetecinin sorusuna ayak üstü verdiği cevapla geldi. Bu cevapta, eski konseptin soğuk savaş dönemine ait olduğu, bunun bittiği, Türkiye’yi işgal edecek gücün de bulunmadığı belirtilerek; zımnen “yeni GNH Konsepti”nin mevcudiyeti; yani, GNH Teşkilatının genişletileceği ve fiili işgal olmadan, Genelkurmayın, GNH Teşkilatına görev verebileceği kabul edilmiş oldu.

İkinci habere ise cevap resmi açıklama ile geldi. Açıklamada;
“Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarında, Komuta Katı tarafından onaylanmış böyle bir resmi evrak veya plan bulunmamaktadır.”
denilerek, yayınlanan eylem planı reddedilirken, bildirin son cümlesinde;
“Türkiye Cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve kollamakla görevli olan Türk Silahlı Kuvvetleri, bazı çevrelerin ucuz propagandalarından etkilenmeyecek kadar güçlüdür.”

denilerek, TSK’nin koruma ve kollama görevine işaret edilerek, gizli bilgilerin ulu orta basına yansımasından memnun olunmamakla beraber, benzeri planların varlığı da zımnen kabul edilmektedir.
Zaten yukarıdaki değerlendirmemiz de geçmişte yapılan müdahalelerin plansız olmadığı, geçtiğimiz yıl basına yansıyan, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüğünde adı geçen “Sarıkız” ve “Ay Işığı” darbe planlarının benzeri müdahale planlarının bu gün de mevcut olduğu, fiilen yaşadığımız gelişmelerden anlaşılmaktaydı. Taraf Gazetesi malumu ilan etmiş oldu.

Bu haberlerden iki sonuç çıkarmak mümkündür.

Birincisi; Genelkurmay, çok gizli dokümanlarını koruyamıyor. Bu vahim bir durumdur.

İkincisi; Genelkurmay, Koruma ve kollama görevinden vazgeçmiyor. Ama fiili bir askeri müdahalenin imkansızlığını kavradığından, toplumu yönlendirerek ve bir kısım anayasal kurumlar eliyle iç siyaseti yönlendirme çalışmalarını sürdürdüğünün anlaşılmasıdır.
Bu da vahim bir durumdur. Huzursuzluk ve istikrarsızlığın kaynağı olduğu gibi, dış tehditlere karşı savunma gayretlerine de zarar vermektedir.

Daha vahimi de; fiili işgalin gerçekleşmesi halinde faaliyete geçirilerek, topyekün savunmanın icracısı olması gereken Gayri Nizami Harp Teşkilatının, Cumhuriyeti koruma ve kollama görevlerinde de kullanılacağına dair sinyallerin bulunmasıdır. Çünkü, GNH Kuvvetlerine mensup personel, bulunduğu kilit sivil kurum ve görevlerde iken, kendilerine verilen sefer görev emirleri ile, iç siyasete müdahale görevi almış ve bunu icra etmekten başka alternatifi bulunmayan, muvazzaf asker gibi olacaklardır.

Bir de bunlar, belirli bir ideoloji mensuplarından seçilirse; yakın gelecekte, Ülkenin iç siyaseti Genelkurmay başkanlığı tarafından ipotek altına alınmış olacaktır.

Yani basına yansıyan “Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı”nda ifade edildiği ileri sürülen;

“Uygun kişilerin seçilmemesi durumunda faaliyet menfi olarak ve misliyle geriye yansıyabilecektir. Gelişkin kişilikler olması nedeniyle bu tip kişiler genelde kendi gündemlerini kendileri belirlemekte ve yönlendirilmeye müsait olmayan bir yapıya sahiptirler. Bu nedenle, faaliyet, amacını aşabilecektir. Kamuoyu ilgisinin bu kişilerin üzerinde olması nedeniyle faaliyet, daha ilk adımda karşı propagandaların hedefi olacaktır. İcrasına karar verilmesi halinde çok ayrıntılı bir hazırlık yapılmasına ihtiyaç vardır.” düşüncesindeki endişeler, GNH unsurlarına seçilip eğitilen ve uygun birimlere yerleştirilecek güvenilir kişilerle, Devletin bütün kurum ve kuruluşları kontrol altında tutulabilecektir.

T.C. Tarihinde de son dönem Osmanlı Tarihinde de, bu millet Ordusunun siyasete bulaşmasından büyük zararlara uğramıştır.
Komutanlarımız, Cumhuriyeti koruma ve kollama görevini milletimizin sağduyusuna bırakmalı; milletin silahlı gücünü, milletin bütün milli ve manevi değerlerine şemsiye olan, milli iradenin emrinde hareket eden, kendisine siyasi irade tarafından verilen dışa karşı savunma gayretlerine angaje olan bir güç haline getirmelidirler.

TSK’ni, içine düştüğü iç siyaseti yönlendirme alışkanlığından kurtaracak Genelkurmay Başkanı, T.C. Tarihine Atatürk’ten sonraki kahraman olarak geçecektir.

TSK’ni siyaset dışına çıkarmak, gönlünü buna vermiş olsa da yalnızca Genelkurmay Başkanlarının gayretleri ile mümkün değildir. Bunun için Anayasa, yasa ve ilgili mevzuatta ve uygulanmasında aşağıdaki düzenlemeler yapılmalıdır

1. Manevi değerlere zıt kadrolaşmanın kırılabilmesi için, öncelikle hukuk dışı tasfiyelerin durdurulması ve bu yetkiyi veren Anayasanın 125. maddesi değiştirilmeli, profesyonel kadrolara yeni personel alımı denetim altında tutulmalıdır

2. İç Hizmet Kanunun 35. maddesi, hep yanlış yorumlanarak, darbelere dayanak yapılmaktadır. Yanlış anlamayı önleyecek şekilde bu madde de değiştirilmelidir.

3. Milli Güvenlik Kurulunun (MGK) görevi, görevi zaten milli güvenliğin sağlanması olan, Yüksek Askerî Şûra’ya (YAŞ) verilmeli, Bakanlar Kurulundan katılan üyeler de YAŞ’a dahil edilmelidir.

4. MGK’u Cumhurbaşkanı Başkanlığında “DEVLET ŞÛRASINA” dönüştürülmeli, üyeleri TBMM’, Yüksek Yargı, Yürütme ve Bağımsız Kurumların temsilcilerinden oluşmalı, bu kurulda TSK’ni sadece Genelkurmay Başkanı temsil etmelidir. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kadrosu tamamen sivilleştirilmeli, “Devlet Şûrası Genel Sekreterliği” haline dönüştürülmelidir.

5. Askeri Mahkemeler muhafaza edilmeli, ama yargıçları sivil olmalı, terfi, tefeyyüz ve atamaları Adalet Bakanlığı tarafından yapılmalıdır.

6. Milli Savunma Bakanlığının tamamı asker olan yönetici kadroları sivilleştirilmelidir.

7. Dış güvenlik askere, iç güvenlik İçişleri Bakanlığına verilmelidir.
8. Milli Güvenlik Siyaset Belgesindeki, Toplumun bir kısmını, Devletin Kurumlarına, Devlet Düşmanıymış gibi gösteren iç tehdit değerlendirmeleri (İrtica, Bölücülük vb) kaldırılmalıdır.

Milletinin emrinde, milletin maddi ve manevi mayasından oluşmuş, milleti dönüştüren ve yönlendiren değil de ona hizmeti amaç edinmiş ve vatandaşların kalplerinde taht kurmuş Silahlı Kuvvetlere sahip olma dileğiyle. 21 Haziran 2008

Adnan Tanrıverdi
Emekli Tuğgeneral
ASDER - ADALETİ SAVUNANLAR DERNEĞİ Gnl. Bşk.
Ad
Ad

Yorum Yaz