Ad
1

GÜNDEM / Yusuf İNAN

Fehmi Koru ve müritleri Erdoğan'ı devirmek mi istiyor?

Ad

Fehmi Koru dünyanın saygı duyduğu bir gazeteciydi. Zaman Gazetesi'yle yıldızı parlamış, Zaman'la dibe çakılmış bir gazeteci.

 

İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden mezun. İngilizce ve Arapça biliyor. Amerika'nın Harvard Üniversitesi'nin Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nde yüksek lisans yaptı. İngiltere'de dil öğrenmek için 15 ay, Şam'da bir yıl yaşadı.  Bu birikimi sayesinde  medyada otorite haline geldi.

 

Yazdığı yazılar güven verdi. Hala Türkiye'de önemli bir kitle Fehmi Koru bu konuda ne düşünüyor diye FehmiKoru.com sitesini ziyaret ediyor.

 

O ne yaptı?

 

Bir dedikodu yazısıyla Erdoğan ve Ak Parti'nin güvenilirliğini temelinden sarstı. Sözcü gazetesinin sahibi Gölge Adam'ın oğlunu ve gazetesini “SÖZCÜ Cemaat projesidir” diyerek karaladı.

 

Fehmi Koru'nun o iddiası hem Cemaat'i olduğundan daha büyük gösterdi, hem de Ak Parti Hükümeti'nin Cemaat Operasyonlarına kuşku duyulmasını sağladı.

 

Cemaat'in en kılcallarında sözü dinlenen Koru'nun tanıklığı ile insanlar mağdur edildi.

 

Bay Koru, Türkiye'de büyük ve zinde bir kitleyi Ak Parti'ye düşman ettikten sonra; “Espriydi, hiçbir temeli yoktu, komploculuk yaptım. Bugün belki de ‘gerçek payı olmayabileceği’ hissine kapıldım” dedi...

 

Şimdi durun ve düşünün...

 

Daha önemlisi  Sayın Cumhurbaşkanı'nın danışmanları, akil adamlar durup düşünsün...

 

Fehmi Koru ve benzeri komplocuların açtığı yolda ne kadar insan mağdur edildi?

Ne kadar insan işini, aşını, ailesini, Ak Parti ve Erdoğan'a sevgisini, saygısını kaybetti?

 

Sözcü gazetesi acımasız muhalif olabilir ama “Cemaat Projesi”  olamazdı.

 

Bu iddia tüm dünyayı şoke etmişti.

 

Adliyenin de o yaftanın peşinden koşması küresel anlamda Türkiye'nin itibarını zedeledi.

 

Sayın danışmanlar bu depremi dikkate almadan "Erken Seçim" uçurumundan Erdoğan'ı aşağı atarlarsa sonuç hüsran olacak...

 

Metal yorgunluğu, gönül yorgunluğu ve gündem yorgunluğu Afrin operasyonlarıyla onarılacak gibi değil...

 

Erken seçim büyük risk...

 

Siyasetin dili neden argolaştı?

 

Kılıçdaroğlu'ndan sonra aday adaylığını açıklayan Muharrem İnce'nin "Bu ülkenin kurucusuna, partimizin, cumhuriyetimizin kurucusuna iki ayyaş denilirse, partinin genel başkanına mankafa denilirse, sessiz kalmak yerine, o sarayı onun başına yıkmalıyız. Gök kubbeyi onun ayaklarına indirmeliyiz. Onu anasından doğduğuna pişman etmeliyiz" açıklamaları makul mu?

 

Eğer Ak Parti ve Erdoğan'ı anasından doğduğuna pişman etmek konusunda ciddi iseniz, önce Deniz Baykal'ı ziyaret etmelisiniz.

 

Komik duruma düştüğünüzün farkında mısınız?

 

Siz CHP olarak dik dursaydınız, Ak Parti'ye alternatif olabilseydiniz, bugün bu agresifliğe gerek olmayacaktı.

 

Bir de iktidar falan demeyin. CHP'nin İzmir iktidarını biliyoruz. Aman deyim iktidar olup da şu güzelim ülkeyi İnönü Dönemi'ne götürmeye çalışmayın...

 

Böyle bir şeyin olması mümkün değil...

 

İnönü Dönemi de ne diye merak edenler, Dilipak'ın İnönü Dönemi adlı kitabına bakabilir...

 

 

TSK'da görev yaptığı dönemde askeri birliklerde yatır aradığı iddiasıyla  yıpratılmaya çalışılan emekli general Adnan Tanrıverdi olayının bir başka boyutunu, defineci bir paşanın Selçuklu Sultanlarının mezarlarını açtırıp çürümemiş cesetleri köpeklerin yediğini okurken İnönü Dönemi'nin ne olduğunu anlayacaksınız.

 

Kitap hakkında özet bilgi:

 

İstiklal Mahkemelerinden Lozan’a, Takrir-i Sükun’dan Varlık vergisine, Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşuna, Laiklik ve din eğitimine, köy enstitülerine, Atatürk-İnönü ilişkilerine kadar dönemin olaylarını farklı bir bakış açısıyla görmek isterseniz…
“Bu kitap, Cumhuriyet döneminin iki numaralı adamı İsmet İnönü´nün 1919-1950 yılları arasındaki serüvenini ya da nâm-ı diğer 2. Adam veya, "Milli Şef" dönemine ilişkin gerçekleri anlatmaktadır. 
‘Geldi İsmet, Gitti Kısmet’ şeklinde şöhret bulan bir dönemin hikayesidir bu. İstiklal mahkemeleri, ekmek karnesi ve köy enstitülerinin damgasını vurduğu bir zaman kesiti!
Atatürk devrimci idi; İnönü evrimci. Biri kafa, ötekisi el, kol, ayak...İnönü ikincisidir. İkisinden birini bilmeden Cumhuriyet tarihini tam olarak anlamak mümkün değildir.
 
Başlangıçta İstiklal Savaşı’ndan umudunu kesen bir Osmanlı paşasıdır İnönü…Sonra birden kahraman olur; İnönü Savaşlarının kahramanıdır ama gerçekten de İnönü’nün bu savaşta adından söz etmek pek de mümkün değildir. İnönü bu savaşlara adını vermemiş, bu savaştan kendisi nam almıştır.
 
İnönü Komünist partinin kurucusudur; Başbakandır; Atatürk’ün sırdaşı ve en yakın yoldaşıdır. Sonra bir gün yolları ayrılır. İsmet’i defterden silmiştir. Ama Atatürk ölünce bu mirası sürdürecek tek bir isim vardır: İsmet İnönü. Ve O ömürboyu Cumhurbaşkanı, Parti başkanı ve Milli Şef’tir artık. Açık oy, gizli sayımla temeli atılan, Parti il başkanlarının vali oldukları, takrir-i sükunla suskunluğu yasalaştıran yeni Türkiye Cumhuriyetinin mimarı olarak bir döneme imzasını atacaktır.
 

Belki bu kitap bu dönemin tüm gerçeklerini ifade etmede çok yetersiz kalacaktır. Ancak devrin özelliklerini taşıyan bazı müesseseler ve olaylar ışığında bazı ipuçları vermeye çalışılmıştır. Bu sadece küçük bir başlangıçtır. Tarih ise insanlığın ortak mirasıdır.


Bu dönemin gerçek tarihinin, resmi belgeler, gizlilik duvarı arkasına saklanan İstiklal Mahkemelerinin duruşma zabıtları ve arşivler açılmadan, temel hak ve özgürlükler teminat altına alınmadan, sansürcü zihniyet ortadan kalkmadan yazılabileceğini sanmıyorum. Bu kitap, bu yönde bir talebin doğmasına yol açacak bir katkı olacaksa, hedefine ulaşmış olacaktır.”

 

 

Ad

Yazarın Diğer Yazıları

  1. MHP ve CHP İzmir'de İYİ Parti'ye yer mi açıyor?
  2. Bir zamanlar herkes Fethullahçıydı?
  3. Tuğrul Türkeş haklı çıkarsa, Ak Parti iktidarı komple kaybeder!
  4. İzmir'de siyaset dengesini kaybetti!
  5. 'Bir Kadın Bir Erkek' çalıntı mı, çalındı mı?
  6. Ekrem Demirtaş gerçekten korkmuş!
  7. Tamam mı, Devam mı?
  8. İbrahim Tatlıses İzmir'e yakışır!
  9. Aziz Kocaoğlu'na başparmak göstermek!
  10. İzmir'in birikimli şahsiyetleri ve milletvekili adayları – 2
  11. Yazarın Tüm Yazıları

Yorum Yaz