Ad
148

İstanbul İş, Sanat ve Siyaset Gündemi İstanbul GÜNDEMİ

DAVUTOĞLU'NUN DEVLET VE SİYASET ANLAYIŞI...

Bizde en kolay harcanan şey insandır. Birini parlatmak için muhakkak başka birilerini aşağılamak gerekmez. Kaliteli insanlar kolay yetişmiyor. Bugün özellikle siyaset alanında bir kaht-ı rical yaşıyorsak nedeni budur. Biraz öne geçen, arkada kalanlar tarafından rahatlıkla hançerlenebiliyor. Onun için dikkat edin Türk siyasetinde ikinci veya üçüncü adamlar yoktur; bir birinci adam vardır bir de ötekiler. Yani sonuncular.

Siyaset, önemli meziyetler isteyen bir alan. Bilgi, hitabet, cesaret, yüksek ahlâk, olayları okuma meziyeti, tevazu, kararlılık, adalet, affedicilik, istişare, vefa, bu vasıflardan bazıları. Siyasetçinin meziyetleri arttıkça kalitesi yükselir. Özellikle liderlerde bu meziyetlerin yanında bir de kalibresi yüksek kadrolarla çalışabilme özgüveninin olması gerekir. Özgüven ile seçilen kadrolar arasında yakın bir ilişki vardır. Büyük liderlerin çoğu yüksek karakterli kadrolarla çalışarak büyüklük payesi almışlardır.

Burada kim büyük, kim küçük gibi anlamsız ve her yöne çekilebilecek tasniflere girecek değilim. Ama bir ülke, çamur deryalarının içinden geçip bir gram bile kire bulaşmayan kadrolarına sahip çıkamazsa, yarınını sağlam temeller üzerine inşa edemez. Çünkü milletlerin nereye gideceğini, onlara kılavuzluk eden kadroların kalite ve yetenekleri tayin eder.

Sayın Davutoğlu, uzunca bir süre Dışişleri bakanlığı, kısa bir süre de Başbakanlık yaptı. Hitabeti, entelektüel birikimi, cesareti, en önemlisi nezahet ve temizliği hakkında kimse menfi bir şey söyleyemez. Bugün bütün zırhlarından soyunmuş olmasına rağmen muarızları bile onun akçalı işlere bulaştığına dair bir şey söyleyememektedir. Çamurda yürüyüp ayakkabısına bile çamur sıçratmayan ender politikacılardan biridir.

Bizde siyaset dininin rükünlerinden biridir; başarılar liderlere, başarısızlıklar liderlerin etrafındakilere mâl edilir. Oysa liderlerin her şey, geriye kalanların hiç bir şey olduğu bizim gibi şark toplumlarında, liderin dışında kalan ötekilerin lidere rağmen politika belirleme gibi selahiyetleri yoktur. Arabayı şoför kullanır ama kaza yapınca yolcular sorumlu tutulur. Siyaset anlayışımız budur ve hiç şüphesiz hakka da adalete de gerçeğe de aykırıdır.

Esas anlatacağım şudur: 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu’na Sayın Davutoğlu bir açıklama göndermiş, bu açıklama ile hem Türkiye'nin röntgenini çekmiş hem de nasıl bir Türkiye hayâl ettiğine dair önerilerini yazmıştı. Cins bir kafa ve tecrübeli bir siyasetçinin bu önerileri o zaman da dikkat çekmiş, ama yazılı ve görsel basında yeterince yer almamıştı. Hâlbuki o gün yazılanlar, Yeni Türkiye diye kodlanan yeni dönemin yol haritası hâline getirilebilseydi bugün yaşadığımız sıkıntıların büyük kısmı olmayacaktı.

Davutoğlu, Tarihe Kayıtlar adı altında kitap hâline de getirilen açıklama ve önerilerinde, 15 Temmuz darbesinin yarattığı sıkıntılara dikkat çektikten sonra, bunun aynı zamanda siyasal sistemi yeniden inşa fırsatı da verdiğini belirterek, yeni ve güçlü bir Türkiye için önerilerini şu başlıklar altında topluyor:

-Bireysel alanda hürriyet: Davutoğlu, düşünce ve inanç hürriyetini kısıtlamanın insanı köleleştireceğine ve düşünce verimliliğini yok edeceğine dikkat çekerek, bireysel hürriyetlerin korunması e genişletilmesi gerektiğini ifade ediyor. Hürriyetleri kollektif bazda ele almak yerine bireysel düzeyde ele alması ayrılıkçı hareketlere kapı aralamadığını gösterir.

-Sivil toplum ve ekonomide aleniyet: Her alanda şeffaflığın önemine dikkat çeken Davutoğlu,15 Temmuz'a gelişte kontrol edilemeyen, denetlenemeyen yapıların varlığına işaret ederek, darbe ortamını oluşturmaya dönük gizemli yapıların ancak şeffaflık yoluyla deşifre edilebileceğini, yolsuzluk ve rüşvetin bu yolla önlenebileceğini belirtir. 

-Eğitimde keyfiyet: Nasıl bir insan sorusunun cevabı eğitim sisteminde gizlidir. Davutoğlu, eğitimi insan devşirme değil, insan yetiştirme alanı olarak görür. Onun için de eğitimin, günlük siyasi tartışmaların dışında tutulmasını ve öğrencilerin tek tek şahsiyetlerini güçlendiren, özgür düşünce yöntemini öğreten, farklılıklara açık olması gerektiğini savunur.

-Hukuk alanında adalet: Sağlam bir adalet felsefesine dayanmayan hukuk yapısı ile insan hayatının, aklının, inancının, neslinin ve mülkünün teminat altına alınamadığı siyasal düzenlerin her türlü kaos ve saldırıya açık olduğunu belirten Davutoğlu, son dönemde devlet ve millet hayatımızda en büyük güven erezyonuna hukuk sistemimizin uğradığını söyler.  Yargının adalet dağıtan bir alan olmaktan çıkıp güç devşirilen bir çıkar alanı haline dönüştüğünü ifade ederken yargının adeta röntgenini çeker. Ancak tek sebep bu değildir; adalet fikrini zedeleyen en büyük sapma, tek tek vicdanlarıyla hükmetmesi gereken hâkim ve savcıların kolektif kimliklerle anılması ve hazırladıkları iddianamelerde, yaptıkları soruşturmalarda ve verdikleri hükümlerde bu kolektif kimliğin ve mahalle baskısının tesirinde kalmalarıdır, der. Bu tespitten sonra devlet hayatında adaletin önemine işaret ederek şunları söyler: Devlet öfke ile değil, hakkaniyet temeli üzerine oturtulmuş, adalet terazisiyle ayakta kalır, aksi takdirde yargı devletin temellerini sarsan bir aygıta dönüşür. Davutoğlu, darbe ve örgütlerle mücadelede,  yargı süreçlerinin tahrif edilmemesi için suçun şahsiliğinin esas alınmasını ve hukuki açıdan tanımlanabilir, değerlendirilebilir, ölçülebilir kriterler getirilmesini önerir.

-Devlette daimiyet: Bu ilkeden kasıt, devletin aldığı ağır darbeden sonra onarılırken sil baştan yapmamak, devlette daimiyetin, sürekliliğin esas olduğunu unutmamaktır. Davutoğlu'nun şu bir kaç cümlelik tespitleri bu ilkeyi ifade eder mahiyettedir: Devlet, daimiyetini sürdüregeldiği teamüller ve kurumlar üzerinden tarih sahnesine yansıtır. Bu teamüllerin ve kurumların değişen şartlara göre yeniden tanzim edilmesi tarihin doğal akışının getirdiği bir zorunluluktur. Bu tanzimde süreklilik-değişim dengesinin özenle korunması gerekir. Bu dengenin süreklilik lehine bozulması statükoculuğa, değişim lehine bozulması devlet yapısının yazboz tahtasına dönmesine dolayısıyla daimiyetinin zaafa uğramasına neden olur.

-Yönetimde meşruiyet: Davutoğlu'na göre meşruiyetin kaynağı millet ve onun bağrından çıkan TBMM'dir. Hiç bir kişi, kurum veya zümre ya da parti milletten ve onu bir bütün olarak temsil eden TBMM'den meşruiyet onayı almadan kamu otoritesi kullanamaz. Meşruiyet, kamunun kendi yetkisini açık ve şeffaf seçimler üzerinden kendi içinden çıkan vekillere devretmesi ile oluşur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu topraklarda uzun tarihi süreçlerden süzülerek gelmiş olan ortak bir iradenin ürünüdür ve tüm milletin malıdır. Dolayısıyla hiç bir grup bütünün mülkü olan devlete sahiplik iddiasında bulunamaz.

-Bürokraside ehliyet: Devlet çarkındaki yozlaşmanın bu ilke ile bertaraf edilebileceğini söyleyen Davutoğlu, siyasi iradenin bürokrasiye ehliyet ve liyakat temelinde yaklaşmakla yükümlü olduğunu, kayırmacılığın, nepotizmin ancak bu şekilde önüne geçilebileceğini belirtir. Nitekim kamunun bugün en çok şikâyet ettiği alanların başında devlet aygıtının ehliyetsiz insanlara teslim edilmesi gelmektedir. Bürokrasiye giriş şartlarının tamamen rasyonel süreçlerle ve ehliyet ve liyakat esasları üzerinden tanzim edilmesi hâlinde yandaş dayanışması ile paralel yapıların oluşamayacağına dikkat çeker.

-Aidiyet bilincini tahkim etmek: Darbe ve dışarıdan gelen saldırılara karşı mili bünyemizi ve devletimizi ayakta tutacak en önemli dayanağımız vatandaşlık kimliğine dayalı aidiyet bilinci ve hayatın her alanına nüfuz eden demokratik özgürlükçü kültürdür. Bu bilincin ortak tarihdaşlık ve eşit vatandaşlıkta hayatiyet bulduğunu belirten Davutoğlu, ortak tarihdaşlık sadece geriye dönük ortak kadim geçmişimizi değil, aynı zamanda geleceğe dönük kader bilincimizi de yansıttığını söyler. Siyasî katılım kanallarının herkese açık olmasını savunan Davutoğlu, bu kanalların kapatılması ve kimi insanlarımızın siyasi katılımdan dışlanması halinde herkesi kuşatan bütüncül bir aidiyet şuurunun oluşamayacağını belirtir.

Davutoğlu'nun darbe komisyonuna verdiği cevap ve nasıl bir Türkiye tahayyül ettiğine dair söyledikleri elbette bunlardan ibaret değil. Ancak bir kaç ilkeye sığdırılan teklif ve önerilerin her biri bugün gittikçe kangrenleşen sorunlarımıza neşter vurur niteliktedir. Davutoğlu'nun çerçevesini çizdiği bir yargı, ehliyet ve liyakata dayalı bir kadro anlayışı, her alana yayılan ve şemsiyesi altına alan bir hukuk, kendi değerlerimiz üzerinde yükselen ancak dünyaya açık özgürlükçü bir eğitim sistemi, kişi, zümre veya parti devleti yerine bütün bir milleti kuşatan devlet anlayışı,  siyasi katılım kanallarını herkese açık tutan bir demokrasi kültürü, insanları rengine, meşrebine veya inancına göre ayırmayan, her vatandaşını aynı hassasiyetle kucaklayan bir devlet olsaydı bugün bu ölçüde problemlerle karşı karşıya kalır mıydık? Türkiye'nin siyasete bu perspektiften bakan siyasetçilere, aydınlara ihtiyacı var. Toplumsal yaralarımızı eşya ve hadiselere ancak bu zaviyeden bakan kadrolarla sağaltabiliriz.

 

Ahmet Rauf Akay / http://www.enpolitik.com

Ad

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Süleyman Demirel Üniversitesi'ni Ak Parti mi yaptırdı?
  2. Merrill Lynch himayesinde eyalet sistemine geçiş!..
  3. Erdoğan'a değil devlete suikast!
  4. Erdoğan'ı yakan Bahçeli'nin golü!
  5. Çok büyük çatlak ve çok büyük ittifak
  6. Dünden bugüne Türk medyasının perde arkası
  7. Abdullah Gül'ün çok heyecanlandığı gün...
  8. CHP’nin adayı kim olmalı?
  9. Karşı atak: Akşener'de birleşmek!
  10. AHMET DAVUTOĞLU BAŞKAN OLUR MU?
  11. Yazarın Tüm Yazıları

Yorum Yaz